Ben biraz üşengeç bi adamım. Hatta birazın da ötesinde diyebiliriz buna. Kalktığımda kahvaltı yapmaya üşenirim mesela, kahvaltı dediysem sabah da yapmam ben, ikinci öğretim okumamdan olsa gerek öğleden sonra yaparım genelde. Neyse bu üşengeçlik bi’ kenarda dursun.

Bunun üstüne bir de beceriksizliğim var. Birkaç şey dışında neredeyse hiçbir alanda becerikli olduğum söylenemez. En beceriksiz olduğum konu da şu traş olma mevzusu… Olamıyorum arkadaş! Her sakal traşı oluşumda illa ki bir yerlerimi kesiyorum, kaçınılmaz gibi bi’ şey. Eğer bir taraflarımı kesmezsem o zaman da bakıyorum ki, meğerse ben traş olmamışım, suratımın sağında solunda yer yer olan kıl, tüyler. İllallah getiriyor bu durum haliyle…

Hal, vaziyet böyle giderken en iyisinin sakal bırakmak olacağına karar verdim. Aslında gayet de iyi oldu. Hem yüzüm rahatladı hem de onu kendimden korudum.

Sakal bırakmak

2 aya yakındır da kesmiyorum. Biraz orman adamına döndüğüm yalan sayılmaz. Sorun biraz da burada başlıyor. Sakalı bıraktık, eyvallah, peki ya sonrası? Yaşadığım bi’ olayı anlatayım.

Feyizli amca ile bir otobüs sohbeti

Belediye otobüsüne bindim, geçtim en arkaya. Yanıma yaşlıca bi’ amca geçti. Beni gördü, yüzümü süzdü ve adamın suratında bi’ sevinme belirtisi gördüm. Kendi kendime dedim, ulan kim bilir adam neler düşünüyor. Birkaç durak gittikten sonra, amca benimle konuşmaya başladı.

– Okulda sakal bırakmak serbest mi evladım?

– Tabii amca, üniversite okuyorum ben.

– Haa… Maşallah maşallah… (Bu sırada yüzünde bir ferahlama beliriyor.)

Arada bi’ sessizlik oldu. Sonra tekrar lafa başladı.

– Peki din dersi var mı?

– Yok amca, biz sınıf öğretmenliği okuyoruz.

Sonra konuşmayı kesti, inene kadar da konuşmadı. Kim bilir amca neler düşündü, sakal bırakmamı muhtemelen dinî bilmemnelere falan bağladı diye sanıyorum. Ondan sonra kanaat getirdim, sanırım dışarıdan biraz Hizbullahçı’yı andırıyorum sanki.

Bi’ de dışarıda yürürken insanların bana ters ters bakmaları var. En çok buna kıl oluyorum. İzmir’de olduğumuzdan sanırım, herkes bana Hizbullah militanıymışım falan gibi bakıyor. Bir bilseler ne olduğumu… Ya da mesela fark ediyorum, birkaç kez fark ettim: İki-üç kişilik arkadaş grubundan biri beni gösteriyor, diğerleri de bakıyor kendilerince gülüyorlar falan. Hoş şey değil çocuklar. Amele amele davranmaya gerek yok.

Uzattım biraz ama, sıktıysam buraya kadar okumazdınız zaten.

Sakalı kesmeyi de düşünmüyorum, ben ve sakallarım gayet mutluyuz. Birkaç ay daha gider bu…