Blogumda ilk kez mimli bir yazı yazıyorum. Hemen farklı bir yazı muamelesi yapmayın, bildiğiniz yazı neyse bu da o. Okuduğum ve kavradığım kadarıyla mim’in olayı, belirlenen konu etrafında yazarların yazılarında arkadaşlarından bahsederek onların da konu hakkında bir şeyler karalamasını sağlamak. Sağ olsun, Burak da beni mimlemiş. Konumuz ise, çocukluğumuzda oynadığımız oyunlar, etiketimiz: oyun.

weBurak, yazısında sokaklarda oyun oynayabilen son nesil olduğunu yazmış. Ben de biz 93’lülerin son olduğunu düşünürdüm hep, bizden sonra bir nesilin daha sokağın o güzel nimetlerinden faydalanmasına sevindim.

Çocukluğum, sokağım, oyunlarım…

Bilye, meşe, cinci, siz ne derseniz

Sokak dedim de, aklıma hemen bilyeler geldi bak. Bilye, meşe, cinci, artık adını ne koyarsanız. O bilyeler için az mı toprağı eşelemedik, küçük kuyular kazmadık. Şimdi anımsadım da bir de normal bilyelerin iki katı kadar büyükler vardı, onlar beşlik mi ne sayılırdı. Böylesine kendine has kuralları da vardı. Birkaç farklı oyun çeşidi vardı, hatırlayamadım şu anda.

Futbolcu kartları

Sonra kartlar vardı. Kart dediysem futbolcu kartlarını kastediyorum. Bir de benim küçüklüğümdeki futbolcular sebebi bilmem ama bana çok olağanüstü gelirler. Zaten Galatasaray’ın 2000’lerde o efsane kadrosunu -hele Bülent Korkmaz‘ı- çocukluğunda gören biri olarak ne kadar şanslı olduğumu biliyorsunuz. Her neyse, benim vaktiyle yaklaşık 800 tane futbolcu kartım olmuştu. Anneannemlerin mahallesinde kral gibi bir şeydim. Sonra o kartlar ne mi oldu? Annem hepsini sobada yakmış.

Pokemon tasoları

Bir başka şey de tasolar. Pokemon, Digimon, Beyblade ve Disney kahramanları… Beni en çok etkileyen Pokemon tasolarıydı tabii ki. Hatta dev taso denilen bir şey vardı, ve bu dev tasolar şu an 2 liraya satılan büyük cipslerden çıkardı. Sırf dev taso uğruna iki liralık cips almıştım. Hala hatırladıkça tebessüm ederim. Sırf başkaları beni yutmasın diye kolay kolay oynamazdım. TV tasolar vardı, farklı açılarda farklı resimler çıkardı. Onlar küçük bir çocuk için ne kadar sıradışıydı!

Sokak oyunları

Saklambaç, yakalambaçı anmaya gerek duymuyorum, onlar baş köşedeler zaten. Aynı şekilde sokak futbolu da öyle. Her şeyden öte ilkokuldayken teneffüs araları unutulmazdır. O 15 dakika araya neler sığdırmazdık! En basitinden, 81 denilen bir futbol oyunu vardı, bilenler bilir. Apış oyunu vardı, su şişesinin kapağıyla oynadığımız. Top o zaman bulamazdık da, gide su şisesinin içine taş doldurup öyle oynardık. Vay anasını vay…

Televizyon başında oyun: Atari

Atari kültürü vardı bir de. Kasetlerin atari fiyatının 3’te, 4’te birine satıldığı günlerdi. 9999 in 1’lerin meydanı işgal ettiği günler… Benim iki kasetim oldu. Uçan Super Mario Bros ve Adventure Island. İkisi de baba oyunlardı. Hatta babam 2. sınıfta karnemin hepsi 5 olunca 2 kaset daha alacaktı, ama ben hatırlattım ona ne de o hatırladı. Tatlı bir anı olarak belleğimde yalnızca.

Hafızamı az yokladığımda bunlar ortaya çıktı, kimbilir unuttuğum daha neler var… Şimdilik bunlar kâfi sayılır. Madem bir gelenek, ben de bu yazımda, Aytekin‘i mimleyeyim. Bakalım o neler söyleyecek?